Bir Dinozorun Gezileri


Bir Dinozorun Gezileri

En ilgi çekici, en kendine özgü kalemi olan yazarlarımızdan biri olan Mina Urgan’ın bu kitabı gurme bir kitap değildir. Her kesimin, her yaşın büyük bir zevkle ve verimle okuyacağı kitaptır. Bana biraz Aziz Nesin’i biraz da Sait Faik Abasıyanık’ı hatırlattı. Ama zaten edebiyat dediğimiz kavram kümülatiftir ve hislerimizi, yaşadıklarımızı anlatırken başka yazarlarla aynı kelimelere, aynı cümlelere başvurmak çok doğaldır. Bir yazarı diğer yazarlardan ayıran hususlar, cümleleri doğru yerde kullanması, betimlemesi kuvvetli olması ve genel anlatım içerisinde sürükleyici olmasıdır. Mina Urgan da bu maddelerin hepsini büyük ustalıkla sağlamıştır. Yazmak onun için bir uğraş değil adeta bir arkadaş gibidir. Günlük ve deneme karışımında çerez bir kitaptır.

Mina Urgan’ın bu kitabı ‘çok satanlar’ listesine girmiştir. Ve Mina Urgan bu duruma çok şaşırmıştır. Çünkü kitabı yazarken aslında bir nevi öylesine yazmıştır… Okunma veya keşfedilme beklentisi yoktu. Genellikle İngiliz Edebiyatı yazan ve spesifik kişilerin okuduğu kitaplar çıkarmıştır lakin araştırma kitaplarının dışında bu tarz kitaplara da çok elverişli bir kalemi olduğu aşikar. Kitap ne kadar çerezlik dursa da içerisinde insana verilen çok önemli ve kayda değer mesajlar da vardır. Mesela kitabın ilk kısmında yer alan ‘Küçük Mutluluklar’ bize şöyle diyor,
“Çektiğin acıları gözler önüne sermemek, büyük kişisel mutlulukların peşinden koşmak ayıbından vazgeçip, küçük mutluluklara sığınmak, onlarla yetinmek asıl marifet.” Olabildiğince hayatın yüksek standarlarından vazgeçmek, sahip olduklarının farkına varıp o sahip olduklarını daha iyi hale getirmek. İşte asıl mutluluğun bu olduğunu savunuyor. Daha sonrasında gençliğinden emekliliğine kadar uzanan anılarını anlatıyor. Hayatı, yaşamı seven ve son nefesine kadar dolu dizgin yaşayan bir kadının anıları. Çevresi oldukça geniş ve herkes tarafından sevilen Urgan’ın ailesi burjuva sınıfı denilecek kadar elit ve seçkin bir ailedir. Lakin bu zenginlik sonuna kadar sürmez ve batma eşiğine gelirler. İlk başta annesiyle babası boşanır ve sonra da tüm paraları biter. Mina Urgan neredeyse, “İyi ki batmışız.” diyor ve bu durumu şöyle açıklıyor,
“Çok okuduğum için annemin deyişiyle, Boticelli adını duyunca, bunu yeni bir çikolata markası sanan kara cahil sosyete hanımlarının haline düşmezdim herhalde. Ama kendi ekmek parasını kendi alın teriyle kazanan, meslek sahibi, çalışkan bir kadın olmak onuruna da erişemezdim.”
Çektiği yokluğu bile seven, yaşamla mücadele etmeye aşık ve kendi ayakları üzerinde dimdik duran bir kadındı Mina Urgan. Yaşadığı hayata karşı hiçbir kibiri olmamış, aksine standart altı yaşamları daha çok benimsemişti.

Öldükten sonraki en büyük hayali ise cennette yazarlarla buluşmak. Edebiyata son derece tutkulu ve tüm hayatını edebiyata veren bir kadın.

Kitap sadece anılardan ibaret değildir. Bazı okuyucular, “Otuz yaşından önce okunması gerek!” dese de her yaşta okunabilecek, hayat tavsiyeleriyle dolu bir kitaptır. Varlıkta ya da yoklukta nasıl yaşanılır? Yaşamın zevkine nasıl varılır? Nasıl mutlu olunur ve nasıl kendi başına yetersin?

Hayatı güzel yaşayan insanlar, ölümden de korkmuyor. Ölümden korkan insanlar içten içe ‘yaşayamamışlığın’ acısını ve beklentisini çeken insanlardır. Mina Urgan’ın ise kitaptaki son sözü şöyledir,
“Bu dinazor öyle bir yaşa geldi ki artık bunca genç, bunca çocuk ölürken, daha fazla yaşamak ayıp gibi geliyor bana. İsteği, çevresine ve kendisine bir baş belası olmadan bu dünyadan göçüp gitmek. Kalanlara sonsuz sevgiler…”

Attila İlhan ise şöyle diyor;
Bir kere doğduk, bir kere yaşıyoruz. 
“Hiç doğmamayı isterdim ama bir kere doğmuşum, ölmek yasak.”


Bunlar da İlginizi Çekebilir



Adem'le Havva’nın Güncesi

Birçok dinin inanışına göre ilk kadın olan Havva tarafından tutulan bir günlük tarzında yazılmıştır.

Daha Fazlasını Oku
Daha

Gaza on yaşında tecavüze uğrar, on üç gün ceset yığınlarıyla yaşar...

Daha Fazlasını Oku