Var Mısın?


Var Mısın?

Var Mısın?

Bir öz eleştiri, bir yaşam kitabı. Dışarıdan bakıldığında İlber Ortaylı’nın ‘Bir Ömür Nasıl Yaşanır’ kitabıyla eşdeğer olduğunu söylenebilir. Lakin aralarında temel farklar mevcuttur. Doğan Cüceloğlu’nun bu kitabının daha öznel, daha kişiyi kendiyle yüzleştiren bir yanı vardır. İnsanın ‘kendi ruhuna’ indiği, kendi hayatı hakkında yorumlar yaptığı ve insanın kendini tanıma ve tanıtma olarak yazdığı kitaptır. Oysa ki İlber Ortaylı’nın kitabında daha çok tavsiyeler, nasihatler, yaşam koçluğu dili hakimdir.

İnsanın değişimi kendi içinde başlar. Bunun zoraki değil, içten gelerek yapılması gerekir. Hayat bir sınavsa eğer, başımıza bir gözetmen koyup korkmak yerine, en önemli denetimcinin kendi iç vicdanımız olduğunu bilmek gerekmektedir.

Doğan Cüceloğlu, “Hisler doğuştan beri içimizde vardır. Her adım attığımızda içimizdeki hisler vardır. Ve bize bir şey söylerler. Bunun farkında olmamız gerekiyor.”

Kitapta çeşit çeşit konular ele alınsa da hepsinin temelinde ‘kendini bulmak’ yatıyor. Kendini bulan insan daha sakin tevazu sahibi oluyor iken, kendini bulamayan, kayıp insan daha öfkeli ve nefret sahibi oluyor. Cüceloğlu bu tezini şöyle örneklendiriyor, 
“Yaşlandıkça mendeburlaşan insanlar vardır. Ona kızar, buna kızar ama aslında neye öfkelendiğini bilmez. Avuçlarının arasından yaşanmadan akıp gitmiş, boş bir ömür…”
Yaşayamamış insanlar içten içe öfkeli olurlar. Ruhunun yarasını tamir edemezler çünkü yaranın nereden geldiğini bile bilemezler. Başkalarının isteklerine göre, başkalarının ‘ne düşündüğüne’ göre hareket ederler ve bir yerden sonra bunun normal olduğunu varsayarlar. Düşünme fırsatı bile olmadan artık toplumun istediği gibi birisi olmuştur.

Peki bireyler yani toplum nasıl değişir? Burada kanımca okuduklarıma dayanarak ebeveynlerde iş bitiyor. Doğan Cüceloğlu’nun dediği gibi, “Bir kişi tek bir kişi değişse Türkiye çok başka yer olur.” Bu cümlenin altında yatan unsur şu,
Türk aile toplumu bir araya geldiğinde ülkeyi kurtarma derdine düşüyorlar. O dolar senin bu altın benim derken yaşam denilen şeyin ne olduğunu unutuyorlar. Ebeveynler çocuklarına soru soramıyor, sorsalar da çocuklar cevap vermeye korkuyor. Kaldı ki bir toplum içinde saf niyet yoktur. Ya çocuklar kıyaslanır, ya böbürlenilir ya aşağılanır. İşte tüm bunların dışına çıkıp, gerçekten yaşamı anlarsak, o zaman toplum değişir. “Ebeveynler bu işin neresinde?” Derseniz, bir çocuğu yetiştirmek, bir nesli yetiştirmektir.

En sevdiğim diğer kısım ise,
“Kime akıl danışılır?” 
Genel olarak yaş almış, tecrübeli, bizden büyük insanlara akıl danışılır, deriz. Aslında bana kalırsa bu durum her zaman geçerli değildir. Hepimizin içinde potansiyel bir rehber var ve illa akıl alacağımız kişi ‘mentor’ insan değildir. Bir kişi kitaptan akıl alabilir, bir çocuktan akıl alabilir, bir ağaçtan, bir kuştan… Ama tüm bunlardan önce insan kendi hisleri doğrultusunda hareket ederse en büyük aklı da yine kendisi verecektir. Aslında Doğan Cüceloğlu’nun dediği gibi, “Kendimiz hayatımızın en güçlü ve en sürekli tanığıyız. Hangi amaçla hangi seçimleri yapıyoruz? Kimse bilmese dahi içimiz bilir.”

Kitap sadece öz gelişim, yüzleşmeden ibaret de değildir. İlişki konularına da fazlaca değinilmiştir. Şüphesiz en önemli kararların başında ‘doğru eş’ vardır. Lakin bu konuda çoğu kişi sadece duygularını kullanarak hareket etmektedir. Bu yüzdendir ki hep şu lafları duyarız, “Evlendik, değişti. Tanıştığımızda böyle değildi… Yeni yeni huylar çıkarıyor.” Aslında bu durum şundan kaynaklanıyor, karşıdaki kişinin pek iyi olmayan huylarını görmezlikten gelme veya ‘ben onu değiştiririm’ düşüncesi. Daha da ilerisi duygusal istismara girer ve ‘beni seviyorsan değişirsin!’ demek. Halbuki değişimi kabul etmek çok önemli bir unsurdur. Doğan Cüceloğlu değişime şöyle açıklık getiriyor;
“Evlendiğinde 22 yaşındaydın, şimdi 37 yaşındasın. Ve bunun kendine özgü önemli sonuçları var. Eğer biri 22 yaşında bir insanla tanıştığında onu o haliyle sabitleyip aynı kişi olarak kalmasını bekliyorsa şüphesiz bu, gerçekliğe uymaz.”
Kişi, eşinin değişebileceğini bilmesi gerekmektedir. İlişkinin başında havada uçuşan laflar, sonrasında ‘Allah belanı versin’e dönüşmemesi için değişimi kabul etmek ve eşine duyduğu saflığı keşfetmek zorundadır. Şöyle, sana istediklerini verdiği için mi onu seviyorsun? (İstediklerin değişecektir.) Yoksa iyi bir yoldaş olduğu için mi seviyorsun?

Değişimi kabul etmenin en başında duran unsur ise, iletişim ve dürüstlüktür. İnsanın hayatında temelini oluşturan tüm unsurlara değinen bu kitabı mutlaka okumamız gerektiğini düşünüyorum. Özellikle ki bir psikiyatri dalında uzman olan birisinden bu tavsiyeleri almak bize önemli bir yol arkadaşı olacaktır. Yargılamak yok, keşkeler yok, umutsuzluk yok… İnsan kendini keşfe çıkartırsa ve o yolda kendini bulursa hayat daha yaşanılır hale gelir. Bu kitapta bunu yapmakta size yardımcı olacaktır.


Bunlar da İlginizi Çekebilir



Divan

Çok tanınan ''Nietzsche Ağladığında'' kitabının yazarı olan Irvin D. Yalom bu kitabında yine zirveyi görmüştür.

Daha Fazlasını Oku
Sırça Fanus

Zoraki bir edebiyat olduğu bariz ortadadır. Dile gelmeyen kelimeler, eksik cümleler... Filmini (Sylvia) izleyenler hatırlayacaktır, Plath bir türlü yazamaz. Nesnelere dalıp gider sürekli. Yazılara sığınır ama kelimeler de ona sırtını dönmüştür.

Daha Fazlasını Oku