Kar


Kar

Orhan Pamuk’un yazmış olduğu ilk ve son siyasi içerikli kitabıdır. Türkiye’de çokça gündem olmuş, dava edilmiş, türlü hakaretlere uğramasına sebep olmuştur. Orhan Pamuk’un arabasını taşlanmış, tehditler almış ve daha bir sürü saldırılarda bulunulmuştur. Bu kitabıyla Nobel ödülü almıştır ve ödül aldığı için tebrik edilmek yerine ‘vatan haini’ diye damgalanmıştır. Bu olaylı bir kitabı, çok sakin, hiçbir virgülünü bile atlamadan ayrıntılı okumaya karar verdim. Lakin kitap beni o kadar yordu ki hayatım boyunca en uzun sürede okuduğum kitap oldu. -ki bir süreden sonra okumak da istemedim.

Kitap türban meselesinden dolayı Kars’ta intihar vakalarının çoğalmasıyla başlıyor. Ama tabiki kitap sadece bu şekilde ilerlemiyor. Kitabın bu kadar soluk soluğa ve yorularak okunmasının sebebi, yazarın her şeyi yazmış olması olabilir. Aşk var, laiklik - anti laiklik var, yoksulluk, zenginlik, sağcılık, solculuk, darbe, imam hatip, şeyhlik, dindarlık, dinsizlik, Ermen - Kürt meselesi… Birçok hassas konunun tek bir kitapta toplanmış olması okuyucuda hem derin bir karmaşaya sürüklüyor hem de okuma güçlüğü sunuyor. Tüm bunları korkusuzca yazıp, objektif bir şekilde dile getirmek muhteşem bir cesaret ve özveridir. Hiçbir toplumu, ırkı ve görüşü aşağılamamıştır. Lakin olaylar o kadar hızlı, yoğun ve devrik ki… Milletimiz ‘hain’ demekte çok gecikmemiştir.

Her görüşün, yaşam biçiminin, dinin, dilin, ırkın savaşmadan yaşayabileceğini de vurguluyor. Kitapta mesele açıklık - kapalılık, dindarlık, dinsizlik, siyaset değil. Kitapta asıl konu insanlık. Ve bu insanların hangi görüş altında bireyselleşip, neler yaşadıklarıdır.

Kitabın konusuna gelecek olursak,
Ana karakterimiz Kerim Alakuşoğlu’dur ama kendini kitapta kısaca Ka diye tanıtmıştır. (Şu kısmı söylemeden geçemeyeceğim. Orhan Pamuk edebiyatta Franz Kafka etkisi altında kalan bir yazardır ve Kafka’nın Dava kitabında ana karakterini K. diye tanıtması nedense aklıma geldi. Ve aynı şekilde Dava kitabı da ‘en çok yarım bırakılan eserler’ listesine girmiştir. Tıpkı Kar romanında olduğu gibi.)

Ka, on iki yıl boyunca Almanya’da sürgün hayatı yaşadıktan sonra Türkiye’ye döner ve gazetelerde çıkan Kars’taki kadın intiharlarını araştırmak ister. Kış çok sert geçmektedir ve kitabın yaklaşık 60 sayfası ağır ağır yağan karı ve buz gibi kesen havayı anlatmaktadır(!)

Ka toplumu gözlemlemeye başlar ve kadınların ne zor şartlar altında yaşadıklarını, intihar edecekleri zaman bile tek başına kalamadıklarını, hiçbir mahrem alanlarının olmadığını anlar. Erkekler kahvehanede ülkeyi kurtarır. Kadınlar türbanlı oldukları için okula alınmaz. Her bir ideolojik tarafın karanlık yüzlerini görür. Ka, kalacak yer bulmaya çalışır ve Karpalas Oteli’nde konaklamaya başlar. Orada İpek Hanım’la tanışır. Elbette bir aşk macerası dönecektir lakin tahminlerin ötesinde ve klişe olanlardan değil..

Kars halkı kitabı elbette eleştirmiştir. Lakin Orhan Pamuk kitabının sonunda tüm linçlere bir cevap niteliğinde yazı hazırlamıştır. Kars’ın bir nevi küçük siyasi minyatür olduğunu söylemiştir. Ve bu sayede her kesime değinmektense tüm kesimi tek bir yerde anlatmak istemiştir. Yani açıkcası Kars, Türkiye’nin özeti niteliğindedir.

Orhan Pamuk bu kitabını 2002’de yayımlamıştır ve çok dikkat çekmiştir. 2004’te Amerika’da yılın en iyi 10 kitabından biri olarak gösterilmiştir.  2006’ta ise Nobel Ödülü kazanan ilk Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak tarihe geçmiştir. Halkımız büyük başarılar elde edip, birinci olanları ya mason ya terörist diye ilan ettikleri için çok geçmeden Pamuk’u da hain olarak damgalamışlardır. Kaldı ki bu ödül Orhan Pamuk’un ilk ödülü değildi. 1998 yılında yayımlanan Benim Adım Kırmızı 24 dile çevrildi ve 2003 yılında İrlanda'nın ünlü International IMPAC Dublin Literary Award ödülünü kazandı. Cevdet Bey ve Oğulları Orhan Kemal ödülüne layık görüldü. Beyaz Kale adlı eseriyle 1990 yılında ABD'de Independent Award for Foreign Fiction ödülünü kazandı. Ve ödülünü kazanmış olduğu her kitap, Türkiye’yi, kültürünü ve İstanbul’u anlatan kitaplardı. Kar adlı roman çok siyasi olduğu doğru ama diğer kitapları, sade, açık ve okunası keyifli olan kitaplardır. 
Ama Nobel ödülü alma sebebi ise şudur;

Romanında çok seslilik vardır. Batılı düşünceleri yazarken Doğu sentezini geride bırakmamıştır. Dinsizliği yazarken Dindarlığı bırakmamıştır. Allah sevgisini çok içten yazmıştır. Kapalı hanımların bir siyasi gösterge olmadığına değinmiştir. Dil, din, ırkın rahatça yaşanmadığına ses olmuş ve tüm dünyaya Türkiye’nin bu sorununu anlatmıştır. Türkiye’yi örseleseydi eğer hep kötü yanlarını yazardı ama hayır. Nobel almasının asıl sebebi, tüm bu karmaşaları bir kitapta toplamış olmasıdır. Yukarıda saymış olduğum ödülleri söylememin diğer sebebi ise Orhan Pamuk Nobel’den önce sansasyonel bir açıklama yapmıştır… Ermeni Soykırımı hakkında… Ve bu açıklama Pamuk’a ölüm tehditine kadar, taşlanmasına kadar ve davaya kadar gitti. Ve Türkiye’den bir kesim bunu Nobel almak için bilinçli yaptığını söyledi. Orhan Pamuk ise yanlış anlaşıldığını dile getirdi. Dava düştü. Bunu Nobel almak için söyleyen adam o zamana gelene kadar bir sürü ödül kazanmış bir adamdı.
~•~
!!! Elbette çok hassas konular ve yanlış anlaşılmaya çok müsait konulardır. Bu bizim taraf tuttuğumuzdan kaynaklıdır ama yazar taraf tutarak bu kitabı yazmamıştır.

Orhan Pamuk’un amacı, kentteki melankolik acıları yazarken bir yandan da kültürlerin çatışmasını yazmaktı. Belli bir ideolojiye bağlı kalarak yazmamıştır. Kitabı okurken bu kadar yorulmamın sebebi bile bu olabilir. Biz okurken ne kadar yoruluyoruz, yazanı düşünürsek hayal bile edemiyorum.

Orhan Pamuk’un yazarlığını ve kalemini bir ödül almak uğruna satacağını düşünmem. Kitapları anlatırken sesinin titremesinden, heyecanından anlaşılan bu adamın ne bir siyasetçi ne bir ideolog olduğunu söyleyebilirim. O sadece postmodern başlık adı altında romancıdır. Bu kitabı okuyacaksanız elbette okuyun ama bu kitabıyla sakın başlamayın. Ve üstünde düşünerek okumayın. Benim gibi anlamak için kendinizi zorlayarak okursanız çok uzun süre okursunuz. Akışına bırakın. Kitap sizi zaten götürecektir…


Bunlar da İlginizi Çekebilir



Müptezeller

Yerli Bukowski'miz olan Serbes'in bu kitabı oldukça hayattan ve kendinden. Kendi içindeki dünyayı anlattığı, yaşadığı ortamı dile getirdiği kitaptır.

Daha Fazlasını Oku
Aforizmalar

Franz Kafka'nın yaralı ruhu her aforizmasında kendisini yansıtıyor. Evreni sorgulama, ruhun özgürlüğü, yamalı bir hayat... Kuvvetle muhtemel Kafka bu sözleri uzun uzun üstünde düşünerek yazmadı.

Daha Fazlasını Oku